Tek Bir Tümör Değil: Hormon Yapan ve Yapmayan
Hipofiz adenomları en temelde iki gruba ayrılır. Hormon salgılayan (fonksiyonel) adenomlar hangi hormonu ürettiğine göre farklı tablolar oluşturur: prolaktinoma adet düzensizliği ve süt gelmesine, büyüme hormonu salgılayan tümör el-ayak ve yüz hatlarında büyümeye (akromegali), ACTH salgılayan tümör ise Cushing hastalığına yol açabilir. Hormon yapmayan (non-fonksiyonel) adenomlar ise sıklıkla yıllarca sessiz kalır ve ancak büyüyüp görme sinirine ya da çevre yapılara bastığında baş ağrısı, görme alanı daralması gibi belirtilerle ortaya çıkar. Bu ayrım çok önemlidir, çünkü tedavi yolunu doğrudan belirler: örneğin prolaktinomanın ilk tedavisi çoğu zaman cerrahi değil, ilaçtır.
Tanı: Hormon + Görüntüleme + Göz
Hipofiz adenomunda tanı üç ayak üzerine kurulur. Birincisi hormon kan testleridir; hangi hormonun fazla ya da eksik olduğu, tümörün tipini ve aciliyetini belirler. İkincisi hipofiz protokollü kontrastlı MR'dır; tümörün boyutunu, görme sinirine ve çevre damarlara olan ilişkisini gösterir. Üçüncüsü ise görme alanı testidir; tümör görme sinirine yakınsa, görmenin ne ölçüde etkilendiği bu testle ortaya konur. Bu üç bilginin birlikte değerlendirilmesi şarttır — çünkü hipofiz hastalığı yalnızca bir ‘beyin tümörü’ değil, aynı zamanda bir endokrin (hormon) hastalığıdır. Bu yüzden değerlendirme, beyin cerrahı ile endokrinoloğun ortak çalışmasını gerektirir.
Tedavi: İlaç mı, Cerrahi mi, Takip mi?
Hipofiz adenomunda tedavi tümörün tipine göre şekillenir. Prolaktinomada ilk seçenek genellikle ilaçtır (dopamin agonistleri) ve birçok hastada tümör cerrahiye gerek kalmadan küçülür. Buna karşılık büyüme hormonu (akromegali) veya ACTH (Cushing) salgılayan tümörlerde ve görmeyi tehdit eden büyük non-fonksiyonel adenomlarda ilk tedavi çoğunlukla cerrahidir. Küçük, hormon yapmayan ve belirti vermeyen adenomlarda ise düzenli MR ile takip uygun olabilir. Cerrahi gerektiğinde günümüzde tercih edilen yöntem endoskopik transsfenoidal cerrahidir: burun yoluyla, kafatası açılmadan, tümöre doğrudan ulaşılır. Bu yaklaşım açık cerrahiye göre çok daha az invazivdir, iyileşmeyi hızlandırır ve çoğu vakada yüzde-kafada kesi izi bırakmaz.
Endoskopik Transsfenoidal Cerrahi Nasıl Yapılır?
Bu ameliyatta cerrah, burun deliğinden ilerleyen ince bir endoskop ve aletlerle, burnun arkasındaki ince kemik duvarı geçerek doğrudan hipofiz bölgesine ulaşır; kafatası açılmaz, beyin geri çekilmez. Genel anesteziyle yapılır, tümörün boyutuna göre genellikle birkaç saat sürer. İşlem sırasında görme sinirleri ve çevredeki büyük damarlar titizlikle korunur. Ameliyat sonrası hastane süreci çoğunlukla birkaç gündür ve bu dönemde hormon düzeyleri ile vücudun su-tuz dengesi yakından izlenir; çünkü hipofizin ürettiği hormonların geçici olarak etkilenebildiği bilinir. Tümörün tipine ve çıkarılma oranına göre, ameliyat sonrası endokrinolog takibi ve gerektiğinde hormon desteği planlanır.
Beklentiler ve Riskler
İyi seçilmiş vakalarda endoskopik hipofiz cerrahisi yüksek başarı oranına sahiptir: görmeyi tehdit eden tümörlerde görme genellikle korunur ya da düzelir, hormon salgılayan birçok tümörde hormon düzeyleri normale yaklaşır. Ancak büyük ya da çevre dokulara yapışmış tümörlerde tam çıkarım her zaman mümkün olmayabilir ve nüks ihtimali korunur; bu nedenle hiçbir kesin sonuç ya da garanti vaat etmiyoruz. Olası riskler arasında beyin-omurilik sıvısı kaçağı, hormon eksiklikleri (kalıcı olabilir ve ilaçla desteklenir), su-tuz dengesizliği (diabetes insipidus) ve nadiren görme ya da damar komplikasyonları yer alır. Bu riskler ve beklenen yarar, ameliyat öncesi sizinle ve endokrinoloğunuzla birlikte açıkça konuşulur.